Yardımeli Derneği

Sudan da Çocuk Olmak

Sudan da Çocuk Olmak

Sudan da Çocuk Olmak

Çocuk olmak; bulutları pamuk şekerinden yapılmış sanmak, el sallayınca bir uçağa, içindekilerin bizi görebileceğini düşünüp gözden kayboluncaya dek onu kovalamaktı.

Çocuk olmak; bulutları pamuk şekerinden yapılmış sanmak, el sallayınca bir uçağa, içindekilerin bizi görebileceğini düşünüp gözden kayboluncaya dek onu kovalamaktı. Çocuk olmak; iki damla gözyaşı dökünce babalarımızın, elinde bir  oyuncakla kapıyı çalması, annemizin eteğini çekiştirince pazardan her istediğimizin alınmasıydı. Çocuk olmak, yaralanınca dizimiz, annemizin bir tek öpücüğüyle iyileşmesiydi. Yani çocuk olmak sevginin, merhametin kucağındaki tahtta hakan olmaktı.

Oysa Sudan'da gördüm, çocuk olmanın bunların hiç biri olmadığını, sevgiye alışmamış yüreklerin sevgiyi görünce pırpır edişini. Sarıldığınız her çocuk kalbinin o minik darbelerini kendi kalbinde hissedince başlarmış çocuk olmak. İşte şimdi çocuk olmanın asıl anlamını bulduğum andayım, Sudan'dayım...

Saatler beşi göstermekte ezan okunmakta, küçücük ayakların istikameti belli, uykulu gözlerini ovuşturup gittiği yer belli...

Zor seçiliyorlar, karanlıkta üzerlerinde elbise olmasa göremeyeceksiniz onları. Yanlarından geçerken selam veriyorsunuz alıyorlar, ellerinizi uzatıyorsunuz korkup bir adım geri çekiyorlar . Nedir bu mesafe diyorsunuz içinizden. Hani sen Bilal'din, ezilmiş ama peygamber yanında değer bulmuştun? Hani biz bir ümmettik? Hani biz kardeştik ?diyorum ;Ama anlamıyor...Anlasa ne diyecek ki? "Şimdiye kadar neredeydin ben ezilirken, kabile savaşları çıkartılıp öldürülürken annem babam,  neredeydin? Beyazlar sömürürken topraklarımızı... Neredeydin?" demeyecek mi?

"İşte şimdi burdayım!" diye haykırmak istiyorum. Ama saatler ilerledikçe anlayacak bu toprakların ürkek ve sevgiye susamış çocukları.

Gün aydınlandı. Yavaş yavaş yaklaşıyorlar tebessümün gölgesine, parmak uçlarıyla dokunuyorlar ellerinize, yüzünüze. Başlarını kaldırıp bakıyorlar, gülen bir yüzün rahatlığını görünce tekrar dokunuyor minik bir sürü parmak ellerinize.

"Seviyorum sizi Bilallerim." diyorum. Anlıyorlar mı? Hayır... Ama hissediyorlar galiba. Çünkü minik bir kaç el yanaklarınıza dokunuyor o dakikadan sonra.

Allahım...

Bağrıma basmak istiyorum, anne şefkatinden uzak, babayı belki hiç görmemiş bu çocukları.

Ve nihayet bayram sabahındayım.  Götürdüğümüz hediyeler dağıtılıyor.  Bir tanesi yanıma yaklaşıp sadece gözlerimin içine bakıyor.Anlıyorum;  elimle gel işareti yapıp hediye paketini veriyorum, hızla açıyor.  İçindekileri çıkarırken yüzündeki tebessüm ben de kaçıncı kez söylediğimi bilmediğim "Şükürler olsun Rabbim, iyi ki burdayım." dedirtiyor.

Eğiliyorum; yırtılmış, sürükleyerek çekiştirdiği terliğini bir tarafa bırakıp yeni terliğini giydiriyorum ve sıkıca sarılıyorum, gidiyor...

Şimdi oyun zamanı... Balonları şişiriyoruz, oynuyoruz saatlerce.  Bahçeyi sesler kaplıyor. Mutluluk; ses oluyor, renk oluyor, gözle görülür bir hal alıyor artık. Sadece hissedilir  diyenlere inat, görüyorum artık mutluluğu, sahte olmayan menfaat ummayan küçük yüzlerde.

Ayrılık vakti... Telaş, koşuşturma, etrafında dört dönen çocuklarla... Otobüsler hazır, gözler doldu ama taşsın istemiyorum, tutuyorum kendimi. Ta ki çocukların gözlerindeki o birkaç damlayı görünceye kadar...

Orada anlıyorum hangi renk olursa olsun tenin, gözyaşlarının rengi hep aynı.

Sudan'da çocuk olmak, sömürülmüş bir milletin sömürülecek birşeyi kalmayan masum çaresiz yüzü olmakmış. "Ben zaten ülkemde yardım ediyorum." demenin yeterli olmadığını, mazlum insanların sadece senin ülkende bulunmadığını, yetimin başını okşamanın, tebessümün sadaka sevabı getirdiğini bilmenin ama bunu topraklarla sınırlamanın gerekmediğini, ürkek, masum, siyah diye kaderlerininde siyah olması gerekmediğini düşündüğün o çocuklarda bir kez daha bir kez bir daha anlıyorsun .

Onca güzel bayrama rağmen "Geçirdiğim en güzel bayramdı." diyebiliyorsam; masum, saf, küçük bir yüreğe dokunabiliyorsam her gün bayramdır bana.                         

Banu Fulya ÇELİK

Paylaş: